YUNUS EMRE
|
HAYATI
XIII. yy.’da yasayan Yunus Emre’nin memleketi, dogdugu, yasadigi ve öldügü yer hakkinda birbirinden farkli görüsler ve iddialar oldugu bilinmektedir. Prof. Fuat Köprülü basta olmak üzere Ahdülbaki Gölpinarli, Prof. Sehabettin Tekindag, Halim Baki Kunter, Cahit Öztelli, 1. Hakki Konyali ve daha birçok bilim adami ve arastirmaci bulduklari belgeler ve derledikleri bilgilerle ve kendi yorumlarini da katarak çesitli kitaplar yayinlamislardir. Ayrica Aksaray ve Yunus Emre asiklarindan degerli hemsehrimiz, emekli Avukat Erdogan ARIBAS’in da Yunus Emreden Gönüller Dolusu Seslenisini dile getiren kitabindan söz etmeden geçemeyecegiz. Ancak bu çalismalar sonucu Yunus Emre’ nin memleketi, kimligi, gerçek mezarinin nerede oldugu konusu kesinlikle açiga kavusturulmamistir. Bugün Yunus Emre’ye ait oldugu ileri sürülen yirmiden fazla mekan veya mezarin sadece besi bir anit mezar veya türbe halinde biçimlendirilmistir. Bunlar Afyon’un Emre Sultan Köyündeki, lsparia’nin Uluhorlu Ilçesi merkezindeki, Eskisehir’in Yunus Emre Köyündeki, Karaman merkezindeki ve Aksaray Ili Ortaköy ilçesi Sarikaraman’daki anit mezarlardir.Aksaray Ili, Ortaköy ilçesi Sarikaraman Kasabasi Resadiye Köyünde bulunan ve halk tarafindan Ziyaret Tepesi olarak adlandirilan bu tepe ismini Yunus Emre’ye atfedilen bir türbenin bulunmasi nedeniyle almistir. 29 Eylül 1995 tarihinde Aksaray’da gerçeklestirilen Yunus Emre’yi Anma Etkinlikleri çerçevesin de düzenlenen konferansa konusmaci olarak katilan Prof. Dr. Sadik Tural yaptigi konusmasinda, ögrencisi Mustafa Tatçi’nin Yunus Emre hakkindaki Kültür Bakanligi tarafindan yayinlanan doktora tezindeki görüslerini siralamistir. “Yunus Emre Miladi (1240-41)de dogmus 82-87 sene yasamis (1329-30) da vefat etmistir. Haci Bektas-i Velinin Hakka (Tanriya) yürümesinde, Yunus’un yasi takriben 35’dir. Ahi Evran’in 1267’de vefatinda henüz 21 yasinda.” idi. Mustafa Tatçi nerede dogdugu, nerede yasadigi hakkindaki bütün iddialari tek tek alt alta getirir. Kat’i olarak bir neticeye varmamakla beraber günümüze kadar gelen belgelere göre; Yunus’un Orta Anadolu’da bir merkezde yasadiginin kesin oldugunu belirtmektedir.Bütün yazmalardaki ifadelere göre söyle bir degerlendirme var. Sariköy’de kitlik nedeniyle Haci Bektas Sultan Dergahina gidecek, bugday alacak ve kagniyla aksama geri dönecek. Böyle bir bilgiyi haritaya tasirsaniz Eskisehir’i bulamazsiniz, baska bir sehir bulursunuz. Bir ucu Hacibektas Kasabasi, bir ucu Sarikaraman veya Sariköy, diger ucu Taptuk Köyü olan bir üçgen... Yunus Emre, bu üçgenin içinde yasamistir. Yunus Emre Anadolu’da dogdu , vefat etti, fakat ruhu bütün dünyada yasiyor, Yunus Emre, sadece Türkler için degil dünya için evrensel bir sairdir. Evliyadir ve büyük sairler katinda dil, din, milliyet farki gözetilmez, iste Yunus Emre de bu özelligi ile evrenseldir ve dünya sairidir.
Türbeye Ait Video
Yunus Emre Çilehanesine Ait Video |
Küçültülmüs Resim Büyütmek için Üzerine Tiklayin!
Küçültülmüs Resim Büyütmek için Üzerine Tiklayin!

Yunus Emre Türbesi Resadiye Köyü
Sarikaraman Kasabasi
Ortaköy-AKSARAY
|
Halk arasinda yasayan inanca göre O, Ilçemize bagli Sarikaraman Kasabasinda (o zamanki adi Sariköy) dogmus,çiftçilikle mesgul olmus, Taptuk Emre adli bir seyhe intisap etmis, tekkelerde yasamis ve velilige erismistir. Anadolu'da on ayri yerde mezari ( daha dogrusu makami ) oldugu ileri sürülen Yunus Emre,halk arasindaki inanca ve bazi tarihi kaynaklara göre Sariköy'de ölmüstür. Orada yatmaktadir. Bugün, Kirsehir-Aksaray il sinirinda bulunan Sarikaraman Kasabasina bagli Ziyaret Tepede Yunus Emre'nin türbesi bulunmaktadir. |
Küçültülmüs Resim Büyütmek için Üzerine Tiklayin!
Küçültülmüs Resim Büyütmek için Üzerine Tiklayin!

Yunus Emre Çilehanesi
|
Yunus Emre, dünya kültür ve medeniyet tarihinde bir merhale olmustur. Kültürümüzün en degerli yapi taslarindandir. Zira Yunus Emre, sadece yasadigi devrin degil, çagimiz ve gelecek yüzyillarin da isik kaynagidir. Allah ve cümle yaradilmisi içine alan sonsuz sevgisinden kaynaklanan fikirleri, dünya üzerinde insanlik var oldukça degerini koruyacaktir. Yunus Emre'nin amaci, sevgi yoluyla dünyada yasayan tüm insanlarin, hem kendileriyle hem evrenle kaynasmasini saglamak ve sonsuz yasamda ebedi hayata dogmalarini saglamaktir.
Yunus Emre adi, her Türk ve Türk kültürünü taniyip seven herkes için bir seyler ifade eder. Siirlerinde, her devrin okuyucusu ya da dinleyicisi kendini etkileyecek bir sey bulmustur. Ilk kez Yunus, siirlerinde büyük ölçüde Türkçe kullanmistir. Yunus'la birlikte dil, daha renkli, canli ve halk zevkine uygun bir hale gelmistir. Gerçi siirlerinin bir çogunda, aruz veznini kullanmisti, fakat en güzel ve taninmis siirleri Türkçe hece vezniyle yazilmistir. Böylece, siirleri kisa zamanda yayilarak benimsenmis ve ilahi olarak da söylenerek günümüze dek ulasmistir.
|
|
YUNUS ve HACI BEKTAS
O bölge köylerinden birinde,Yunus adinda,rençberlikle geçinir,çok fakir bir adam vardi.Bir yil kitlik oldu.Yunus'un fakirligi büsbütün artti.Nihayet birçok keramet ve inayetlerini duydugu Haci Bektas'a gelip yardim etmeyi düsündü.Sigirinin üstüne bir miktar aliç (yabani elma) koyup dergaha gitti.Pirin ayagina yüz sürerken hediyesini verdi;bir miktar bugday istedi.Haci Bektas ona lütufla muamele ederek,bir kaç gün dergahta misafir etti.Yunus geri dönmek için acele ediyordu.Dervisler Pir'e Yunus'un acelesini anlattilar.O da: "Bugday mi ister,yoksa erenler himmeti mi?" diye haber gönderdi.O bugday istedi.Bunu duyan Haci Bektas tekrar haber gönderdi: "Isterse o alicin her tanesince nefes edeyim!" dedi.Yunus bugdayda israr ediyordu.Haci Bektas üçüncü defa haber gönderdi: "Isterse her çekirdek sayisinca himmet edeyim" dedi.Yunus yine bugdayda israr edince;emretti,bugdayi verdiler.Yunus dergahtan uzaklasti.Yolda yaptigi kusurun büyüklügünü anladi.Pisman oldu.Geri dönerek kusurunu itiraf etti.O vakit Haci Bektas,onun kilidi Taptuk Emre'ye verildigini isterse ona gitmesini söyledi. Yunus bu cevabi alir almaz hemen Taptuk dergahina kosarak kendisini YUNUS yapacak manevi egitimine basladi. |
Küçültülmüs Resim Büyütmek için Üzerine Tiklayin!
Küçültülmüs Resim Büyütmek için Üzerine Tiklayin!

Yunus Emre Camii Ve Türbesi.
YUNUS EMRE VE TASAVVUF
Yunus EMRE, Islam tarihinin en büyük bilgelerinden olup yasadigi ve yasattigi inanç sistemi; Kuran'in özüne ulasarak, Tek olan gerçegin (Allah) sirlarini kesfetme ilmi olan tasavvuf ve Vahdet-i Vücud tur.
Bu inanç sisteminde tek varlik Allah'dir. Allah bütün bilinen ve bilinmeyen alemleri kapsamistir, tektir, önsüz sonsuzdur, yaraticidir. Esi, benzeri ve ziddi yoktur.Bilinen ve bilinmeyen tüm evren ve alemler onun zatindan sifatlarina tecellisidir.Alemlerdeki tüm oluslar ise onun isimlerinin tecellisidir. Her bir hareket,is,olus(fiil) onun güzel isimlerinden birinin belirisidir.
Hak cihana doludur, kimseler Hakki bilmez
***
Bastan ayaga degin, Haktir ki seni tutmus
Haktan ayri ne vardir, Kalma guman içinde
Dolayisiyla evrende var saydigimiz tüm varliklar onun varliginin degisik suretlerde tecellileri olup kendi baslarina varliklari yoktur. Bu çoklugu, ayri ayri varliklar var zannetmenin sebebi ise bes duyudur. Bes duyunun tabiatinda olan eksik, kisitli algilama kapasitesi, bizi yaniltir ve çoklukta yasadigimizi var sandirir. Ayri ayriymis gibi algilanan bu nesnelerin, ve herseyin kaynagi Allah'in esmasinin (isimlerinin) manalaridir. Manalarin yogunlasmasiyla bu "Efal Alemi" dedigimiz çokluk olusmustur. Bir adi da "Sehadet Alemi" olan, ayri ayri varliklarin var sanildigi; gerçekte ise Allah isimlerinin manalarinin müsahede edildigi alemdeki çokluk Tek'in yansimasi,belirisidir. Bu izaha tasavvufta Vahdet-i vücud (Varliklarin birligi,tekligi) denir.
Cenab-i hak varligini zuhura çikarmadan evvel gizli bir varlikti.Bilinmeyen bu varliga, Gayb-i Mutlak (Mutlak Görünmezlik),La taayyün (Belirmemislik),Itlak (Serbestlik),Yalniz vücud, Ümmül Kitap (Kitabin Anasi),Mutlak Beyan ve Lahut (Uluhiyet) Alemi de denir.
Çarh-i felek yogidi canlarimiz var iken
Biz ol vaktin dost idik, Azrâil agyar iken.
Çalap aski candaydi, bu bilislik andaydi,
Âdem, Havva kandaydi, biz onunla yâr iken.
Ne gök varidi ne yer, ne zeber vardi ne zir
Konsuyuduk cümlemiz, nûr dagin yaylar iken."
"Aklin ererse sor bana, ben evvelde kandayidim
Dilerisen deyüverem, ezelî vatandayidim.
Kâlû belâ söylenmeden, tertip-düzen eylenmeden
Hakk'dan ayri degil idim, ol ulu dîvândayidim."
"Bu cihana gelmeden sultan-i cihandayidim
Sözü gerçek, hükm-i revan ol hükm-i sultandayidim."
***
ADEM yaratilmadan can kaliba girmeden
Seytan lanet olmadan ars idi seyran bana
Sonra Allah bilinmekligini istemis ve varligini üç isimle belirlemis taayyün ve tecelli ettirmistir.
1.Ceberut (Ilahi Kudret) Alemi: Birinci taayyün,Birinci tecelli,Ilk cevher ve Hakikat-i MUHAMMEDIYE olarak da bilinir.
Yaratildi MUSTAFA, yüzü gül gönlü safa
Ol kildi bize vefa, ondandir ihsan bana
Seriat ehli irak eremez bu menzile
Ben kus dilin bilirim, söyler SÜLEYMAN bana
2.Melekut (Melekler) Alemi: Ikinci taayyün,Ikinci Tecelli,Misal ve Hayal Alemi,Emir ve Tafsil Alemi,Sidre-i Münteha (Sinir Agaci) ve BERZAH da denir.
3.Sehadet (Sahitlik) ve Mülk Alemi:Üçüncü taayyün,Nasut(Insanlik),His ve Unsurlar Alemi,Yildizlar,Felekler (Gökler),Mevalid (Dogumlar) ve Cisimler Alemi diye bilindigi gibi,Ars-i Azam da bu makamdan sayilir.
Tüm bu oluslar Kuran'i Kerimde "Alti günde yaratildi" ayetiyle beyan edilirken Alti günden maksadin mutasavviflarca ,gün degil hal'e ait oldugu kabul edilir.Bu haller Allahin insanlara lutfettigi görünmeyen seylerden alti sifatidir: Semi,Basar,Idrak,Irade,Kelam ve Tekvin(Isitme,Görme,Kavrama, Irade,Konusma ve yaratma). Cenab-i Hakkin Zatina ait bu sifatlarin Ademin kutsal varliginda belirmesi,"Insan benim sirrimdir" sözünün bir hükmüdür.Varligin baslangici ve son siniri ise Ask'tir.O yuzdendir ki sayilan bu alemler Askin cezbesiyle pervane haldedir. Cenab-i Hak varligini,kudret eliyle zuhura getirmis ve üç isimle taayyün,tecelli ve tenezzül etmistir.Buna yaratis sanati (Cenab-i hakkin kuvvetinden,kudretine hükmederek cemalini ve celalini eserlerinde yani varlik yüzünde göstermesi), Belirme cilvesi (Asik olmasi sonucunda batinin zahire çikip,alemlerin nurlarinin ve olaylarin bilinmesi) ve Birlik oyunu (Zatindan sifatina tecelli etmesi ile kendi varligini kendinde zuhura getirip,birlik ve vahdetini ahadiyet(teklik) sirrina meylettirmesi) denir. Bunda zaman ve mekan kaydi yoktur.Ancak "An" vardir.Çünki mutlak zaman içersinde batin(gizli),zahire(görünen) cikip farkedildikten sonra,alemlerin nurlari (isiklari) ve ilahi olaylar bilinmistir.Daha sonra sekil ve renkler görülüp,ayri ayri unsurlari olusturacak sekilde birlestiginde isimler meydana çikmistir(Mülk mertebeleri ,Cisimler alemi).Ve böylece zahir alem belli olup mutlak varlik bilinmistir.
Mani evine daldik, vücuda seyran kildik
Iki cihan seyrini, cümle vücudda bulduk
Yedi gök yedi yeri, daglari denizleri
Cenneti cehennemi, cümle vücudda bulduk
Küçültülmüs Resim Büyütmek için Üzerine Tiklayin!
Küçültülmüs Resim Büyütmek için Üzerine Tiklayin!

Ziyaret Tepe: Tas Anittan Türbeye Bakis.
Cebnab-i Hakkin bu alemi yaratmaktan maksadi bilinmekligini istemesidir. Ortaya çikan seylerin belirisine sebebse Adem(Insan) 'i dilemektir. Varliga ilahi sifatlar,sirrina ise Adem denir. Adem-insan, mevcudattin bir özetidir.
Tevrat ile incili, Furkan ile Zeburu
Bunlardan beyani cümle vücudda bulduk
Yunusun sözleri hak, cümlemiz dedik saddak
Kanda istersen anda HAK, cümle vücudda bulduk
Büyük mutasavviflardan Sunullah Gaybi divaninda geçen Kesfül Gita kasidesinde ;
"Bir vücuttur cümle esya, ayni esyadir Huda,
Hep hüviyettir görünen, yok Huda’dan maada... "
misralariyla ,Evvel ve ahirin izafiligini, meydana gelen her seyin ilahi tecelliden ibaret oldugunu anlattigi bu siirde, Hüviyetin zuhurunu dile getirir ve Zâtina duydugu askla güzelligini seyretmek isteyen o Tek ve Mutlak olanin zuhura gelme muradiyla, gizli hazinesinin fetholup sirrin kesfedilir hale gelmesi için, Arsi, Kürsiyi, unsurlari, nebat, ve hayvani geçtikten sonra, en kemal haliyle kendini ancak insanda seyrettigini anlatir.
Cisimler alemi dört ruhdan (aslinda tek) olusmustur.1-Insani Ruh,2-Hayvani Ruh,3-Nebati Ruh, 4-Madeni(Cemadi) Ruh. Bu alem cereyan ve deveran üzerine kurulmustur.Deverandan cereyan,cereyandan ise hayat meydana gelmektedir. Bu bir kanundur.Böylece varliklarin her biri esmanin(isimlerin) mazhari olup,Külli iradenin hükmünü yerine getirmekte ve nefsine yani zannina göre Rabbini bilmektedir. Bu durumlar dunyada ilahi bir duzen,degismez bir kuraldir.Allahin tezahürü böyle gerektirmekte olup,bütün varliklar onun kader çizgisi içinde kulluk görevini yerine getirmekle yükümlüdür. “Her bir birim varolus gayesinin geregini meydana getirmek üzere görevlendirilmistir. Ve kisi ilm-i ilahide, su anda hangi hareket üzere ise o biçimde programlanmis olarak vardir. ” Hz.Muhammed(s.a.v).Aslinda varliklar bir bütündür. Fakat parçalari ile karakter tasirlar.Bütün esya ve varliklar insanda biraraya gelir. Evrenin baslangiç ve bitis noktasi insandir. Sonsuz varliklarin ayetleri,secdegah ve kiblesi de her an için insandir. Kelime-i tevhid de bu durum bir sir olarak ifade edilmektedir.Cenab-i Hak : La ilahe illallah diyerek varligini ve birligini ortaya koymus Muhammedün Resulullah demekle de anlam ve maksadi açiklamistir.Biraz daha açarsak; "La ilahe" demekle sifatinin belirisinden önceki varligini gizli olan Rabligini açiklamis,"illallah" demekle de varligi tecelli ettikten sonraki durumu yani yaratilmislar alemini ifade edilmistir. Burada esyadaki varligi ve ilahi sifatlari ispat edilmekte olup bu da aslinin yansimasi olan Ceberrut, Melekut ve Mülk alemleridir.Bu alemlerdeki beliris fanidir fakat bunlarin asli bakidir.Kisaca bilinmekligine sebebtir.Aslinda bütün bu bolümlemeler ve izahatlar anlatim içindir.Aslinda ayri gayri yoktur. "Muhammedün Resulullah" ile de varligina delil olarak bilinmesi ve tasdik edilmesini istemistir.Hükmünün icrasinin onunla oldugu anlatilmis oluyor.Bu da onun rahmet ve sefaat edici oldugunu müjdeleyerek sanatindaki hikmeti beyan etmis oluyor.
Zati ve sahsiyla taniyamadigimiz Allah'i, tecellileriyle ve sifatlari ile taniriz. Allah'in zati sifatlarla, sifatlar da varliklar, hareketler ve olaylarla perdelidir. Varlik perdesini aralayan bir kisi hareketleri, hareketler perdesini geçen sifatlarin sirlarini, sifatlar perdesini aralayan da zatin nurunu görür ve orada erir.
"Kim bildi efalini
Ol bildi sifatini
Anda gördü Zatini
Sen seni bil seni
Görünen sifatindir
Ani gören Zatindir
Gayri ne hacetindir
Sen seni bil sen seni " ( Haci Bayram-i Veli)
Ayri ayri manalar izhar eden varliklarin kendilerine ait bir varligi olmadigi, varligin Allah'a ait oldugunu idrak Tevhid, bunu yasam biçimine dönüstürmek ise Vahdet'tir.
Insani Allah'a karsi perdeleyen en büyük sey, onun kendi varligidir. Allah, apaçik olan bir gizli ve büsbütün gizli olan bir apaçiktir! Allah'in zati sifatlarda, sifatlar fiillerde, fiiller varliklarda ve olaylarda ortaya çikmaktadir. Allah bütün yarattiklarinin her zerresinde her an hazir ve onlari sürekli yönlendirmektedir. O "göklerin ve yerlerin nuru" (Kurân-i Kerim 24/349) olarak her an her yerdedir. O, her an, her yerde tecelli etmektedir. "O her an yeni bir se'ndedir." (Kur'ân-i Kerim 55/29). Her sey her an degismektedir ve degisim onun kudreti ve iradesinin açilimidir. Allah bütün evrende, bir taraftan her varligin en küçük zerresinin içinde, bir taraftan bütün evrende en büyük olaylarin her anini idare eden bir mutlak varlik halinde bulunmaktadir. Allah ismiyle isaret olunan, sonsuz ve sinirsiz bir varliktir Orijin yapi... Mânâ, enerji ve madde platformlarinda degisik isimler alir. Allah kavrami, mânânin bile özünde mütalaa edilmelidir. Bu idrâke, Kelime-i Tevhid ile ulasilir ve Allah isminin mânâsi rastgele bir sekilde degil, Kur'an'da ifade edildigi gibi anlasilmalidir;
"Feeynema tuvellu fesemme vechullah" (Bakara/115) (Her ne yana dönerseniz Allah'in Vech'i oradadir.) Allah'in Vech'i yani yüzü, bildigimiz sekil, suret anlamina gelmemektedir. Zahir göz ile bu yüzü tesbit etmek mümkün degildir. Zira, Allah'in yüzü Vahid (tek) olan mânâdir. Mânâ ise, bes duyunun ötesinde, basiretle algilanabilir. Basir isminin mânâsi, bireyin kendi Vech'ini görebilmesine vesile olur.
"Hu vel Evvelu vel Ahiru ve'z- Zahiru vel Batin” (Hadid 3)
(Sonsuz bir öncelik ve sonsuz bir gelecek sahibidir, bes duyu ile tesbit edebildiginiz veya edemediginiz tüm varlik O'dur)
"Ve nahnu ekrabu ileyhi min habliveriyd"
(Biz O'na (insana) sah damaridan daha yakiniz) "Ve fiy enfisukim efela tubsirun"(Zariyat 21) (Nefislerinizde, hâlâ görmüyor musunuz!)
Allah isminin isaret ettigi mânânin en güzel tarifini, Ihlas Suresi yapmaktadir; "De ki, O Allah Ahâd'dir. Allah Samed'dir. Lem yelid ve lem yuled'dir. Ve lem yekun lehu küfüven Ahad'dir." .Yani sonsuz, sinirsiz, bölünmesi parçalanmasi, cüzlere ayrilmasi mümkün olmayan Tek.. Hiçbir seye ihtiyaci yoktur, ihtiyaçtan beridir. O, ancak Mahlûkatin ihtiyacini karsilar. Dogmamistir, herhangi bir varlik O'nu dogurmamistir. O da herhangi bir seyi dogurmamistir. Allah'in benzeri ve misli yoktur, çünkü O; VAHIDÜ'L-AHAD olan varliktir.
Gelelim Kelime-i Tevhid'in diger yönlerine; Birinci mânâda "la ilahe" "tanri yoktur ", ikinci mânâda ise, var oldugunu kabullendigin varliklar ancak Allah'in vücuduyla kâimdir. Ayri ayri varliklar görme. "Ayri ayri varliklar yok, Allah var!.." demektir.
Onsekizbin alemin cümlesi BiR içinde
Kimse yok BiR den ayruk, söylenir BiR içinde
Cümle BiR onu BiRler, cümle ona giderler
Cümle dil onu söyler, her BiR tebdil içinde
***
“Her nereye baksam Allahi görürüm” Hz.Ali(r.a) , “Görmedigim Allaha ibadet etmem” Hz.Ali(r.a)
"..Ve iz kale rabbiküm lil melaiketi inniy cailun fil ard halife.." (Bakara 30) (Ben yeryüzünde bir halife meydana getirecegim). Halife olan varlik, vasfini ötede bir tanridan almamaktadir. Bu idrak, O'nun özünden gelmektedir. Esma-ül Hüsna'nin yogunlasmasi ve zuhura çikmasi ile ‘Halife’ adini almistir. Halifenin müstakil bir varligi yoktur. Bundan ötürü, aslinda mevcut olan tüm özellikler onda mevcuttur. Bu âyeti ve yapilan yorumlari Et-Tin Suresindeki bir bölüm âyetle özdeslestirebiliriz. Söyle ki; "Lekad halaknel insane fiy ahseni takvim sümme redetnahü esfele safiliyn" (95/4-5) (Biz insani en güzel biçimde yarattik, sonra onu asagilarin asagisina indirdik). Esma'nin ilk zuhura çikisi ile var olan; mükemmel sekilde yaratilan varlik, Ruhu Azam (Muhammedi cevher), diger adiyla Insan-i Kâmil'dir.
Bizim bildigimiz mânâda, bir suretle var olan ve ‘beser’ ismini alan insan degildir. Öz Ruh'un, (Insan-i Kâmil'in) yogunlasmasiyla birimlilik âlemi ve insan meydana gelmistir. Bilinen anlamdaki insanin, bu Ruhu tüm kemâlâti ile algilamasi, "Halife" adini almasina neden olmustur.
Bayram özüni bildi
Bileni anda buldu
Bulan ol kendi oldu
Sen seni bil sen seni. (Haci Bayram-i Veli)
Niyazi Misri:
Sagi solu gözler idim, DOST yüzün görsem deyu,
Ben tasrada arar idim, ol can içinde CAN imis!..
Öyle sanirdim, ayriyem; DOST ayridir, ben gayriyem
Benden görüp isiteni, bildim ol canan imis!..
derken, benzer ifadeler asagidaki satirlarda, Yunus Emre tarafindan dile getirilmistir.
"Her kancaru bakar isem O'ldur gözüme görünen “ ve "Kancaru bakar isem onsuz yer görmezem."
"Cümle yerde Hakk hazir, göz gerektir göresi"
***
"Ey dün ü gün Hakk isteyen, bilmez misin Hakk nerdedir?
Her nerdeysem orda hazir, nere bakarsam ordadir”.
***
"Hakk cihana doludur, kimseler Hakk'i bilmez
Onu sen senden iste, o senden ayri kalmaz."
***
"Çün ki gördüm ben Hakk'imi, Hakk ile olmusum bilis
Her kancaru baktim ise hep görünendir cümle Hakk”.
***
"Nereye bakarisam dopdolusun
Seni nere koyam benden içeri?"
***
Bastan ayaga degin, Haktir ki seni tutmus
Haktan ayri ne vardir, Kalma guman içinde
Konunun anlasilmasi için bugünün bilimsel bulgu ve verilerinden de yararlanabiliriz.Söyleki; Bugün, bilim çevrelerince, Evrenin yapisi ve bununla direkt baglantili olarak, Evreni algilayan yorumlayan insan beyninin isleyis tarzi hakkinda bir takim görüsler ortaya atilmaktadir. 1940'li yillarda fareler üzerinde bir takim deneyler yapildi. Farelerin beyninin bir kismi alindi ve gösterecegi tavirlar izlendi. Sonuçta fare, kendisine ögretilen yolu, beyninin bir kismi alinmadan önceki gibi bulabilmekteydi. Yine görme merkezinin yüzde 98'i alinmis bir kedi, görme fonksiyonunu eskisi gibi yerine getirebilmekteydi. Bu durum, bilimadamlarini sasirtti. Nörofizikçi Karl Pribram, beynin holografik özellik gösterdigini düsünerek, bu husustaki çalismalarina agirlik verdi. 1960'li yillarda hologram prensibi ile ilgili okudugu bir yazi, kendisinin düsündükleriyle paraleldi. Pribram'a göre, beyin fonksiyonlari holografik olarak çalismaktaydi. Beyinde görüntü yoktu, peki o zaman neyin hologrami olusmaktaydi. Gerçek olan neydi? Görünen dünya mi, beynin algiladigi dalgalar mi, yoksa bundan da öte bir sey mi? Bugünkü fizik anlayisimiza göre Evren, birbirini kesen pek çok elektromanyetik dalgalardan meydana gelmistir. Bu tanima göre, uzayda bosluk yoktur, her yer doluluktur. Ünlü fizikçi David Bohm, atomalti parçaciklarla ilgili arastirmalari neticesinde Evren'in de dev bir hologram oldugu kanisina vardi. Bohm'un en önemli tesbitlerinden biri, günlük yasantimizin gerçekte bir holografik görüntü oldugudur. Ona göre Evren, sonsuz ve sinirsiz "TEK" bir holografik yapidir ve parçalardan söz etmek anlamsizdir.
Bilim bu tesbitleri henüz yapmamis iken, Tasavvuf ehli kisilerin çok uzun yillardan beri, dille getirdiklerini düsündügümüzde, esasinda çok farkli seyler söylemediklerini görüyoruz. Üstelik, onlar bunu bir hal olarak yasarlarken, bir kismi yasadiklari bu hakikati disariya aksettirmemis, bazilari ise, içinde bulunduklari toplumun anlayis seviyesine uygun, bir tarzda açiklamaya çalismistir.
Bu bir acaip haldir bu hale kimse ermez
Alimle davi kilar, Veli degme göz görmez
Ilm ile hikmet ile, kimse ermez bu sirra
Bu bir acaib sirdir, ilme kitaba sigmaz
SIIRLERI
Alem ilmi okuyan, dört mezhep sirrin duyan
Aciz kaldi bu yolda, bu aska el uramaz
Yunus canini terk et, bildiklerini terk et
Fena olmayan suret, sahina vasil olmaz
***
Küçültülmüs Resim Büyütmek için Üzerine Tiklayin!
Küçültülmüs Resim Büyütmek için Üzerine Tiklayin!

Çilehaneden Türbeye Bakis
Unuttum din diyanet, kaldi benden
Bu ne mezheptir, dinden içeri
Dinin terk edenin küfürdür isi
Bu ne küfürdür imandan içeri
Geçer iken Yunus ses oldu dosta
Ki kaldi kapida andan içeri
***
Yunus bu cezbe sözlerin cahillere söylemegil
Bilmezmisin cahillerin nice geçer zamanesi
***
Ey sözlerin aslin bilen, gel de bu söz kandan gelir
Söz aslini anlamayan, sanir bu söz benden gelir
Söz karadan aktan degil, yazip okumaktan degil
Bu yürüyen halktan degil, halik avazindan gelir
Küçültülmüs Resim Büyütmek için Üzerine Tiklayin!
Küçültülmüs Resim Büyütmek için Üzerine Tiklayin!

Yunus Emre Türbesi
Simdi biz bir takim bilimsel verilerin isigi altinda, onlarin bir zamanlar ne demek istediklerini daha iyi anlayabilmekteyiz. Hologram prensibi, tasavvufun anlatmak istediginin, kismen de olsa daha iyi anlasilabilmesini saglamistir. Genel anlamda TÜM'ün sahip oldugu bütün özelliklerin boyutsal olarak her birimde nasil mevcut olabildigini açiklar. Bu ifade tarzinin anlasilmasi ile, bizden ayri, ötelerde oldugu düsünülen Tanri imaji yikilarak, gerçek "Allah" kavrami ortaya çikmaktadir. Bu noktada tasavvuf ile hologramin ne oldugu hakkinda kisa bir bilgi verelim, sonra da birlestikleri noktalari tespit etmeye çalisalim.
Tasavvuf, tek bir varligi ve bir hakikati tüm boyutlari ile inceleyen bir felsefedir diyebiliriz. Bu felsefenin temeli düsünceye dayanir, Düsünme neticesi tespit edilenler ise, bizzat yasanir. Kur'an'in ve hadislerin anlasilabilmesi, tasavvuf erlerinin, verdikleri ipuçlarinin çözülebilmesi, degerlendirilebilmesi için, bu felsefenin bilinmesi mutlak olarak zorunludur. Hologram ise, en kisa tanimiyla üç boyutlu görüntü kaydetme yöntemi'dir. Hologram tekniginin en önemli özelligi, hologram plakasina cisimlerin görüntüsünün degil; o görüntünün elde edilmesi için gerekli bilgilerin kaydedilmesi, dolayisiyla hologram plakasinin en küçük parçasinin bile, Bütün'ün tüm bilgilerini içerebilecek kapasiteye sahip olmasidir. Bu teknigi kisaca su sekilde anlatabiliriz:
Bir lazer kaynagindan gelen isin, yari geçirgen bir ayna tarafindan ikiye ayrilir. Bu isinlardan biri, hologram plakasina dogrudan ulasir, öbürü ise görüntülenmek istenen cisme yöneltilir ve oradan yansiyarak hologram plakasina varir. Hologram plakasina dogrudan gelen lazer isini ile cisimden yansiyarak gelen lazer isini, bu plaka üzerinde bir girisim modeli olusturur. Böylece cismin görüntüsü kaydedilmis olur. Daha sonra, kayit sirasinda kullanilan frekansta ve ayni açidan yeni bir lazer isini ile hologram plakasi aydinlatilacak olursa, görüntülenen cisim, üç boyutlu olarak odanin içinde canlanir. Plaka, kendisine gelen isinlari tipki görüntüsü saptanan cisim gibi yansitacagi için, görüntü net ve eksiksiz olacaktir. Beyin hücreleri dedigimiz nöronlar da, tek tek birer mini hologram gibidirler ve gelen impalslari frekanslarina ayirarak algilarlar. Her bir hücrenin etkinligi, kendi içinde bir dalga boyu olusturmaktadir. Bir sürü hücrenin dalga boylarinin birbiriyle girisim yapmalarindan olusan holografik model, bizim bes duyuyla algiladigimiz görüntüyü ortaya koymaktadir. Insan beyni de pek çok mini hologramdan olusmus büyük bir hologram olarak düsünülebilir. Çünkü beyindeki her hücre, esasinda her islevi yapabilecek yetenek ve kabiliyette var olmustur. Ancak, kozmik programlanmadan sonradir ki, hücreler özelleserek kendilerine ait islevleri meydana getirirler.
Bu açiklayici bilgilerden sonra, dini verilerin de isigi altinda beynin nasil programlandigini düsünelim... Kisinin "Ayan-i Sabite" denilen, sabitlesmis ana programini olusturan yüz yirminci gündeki kozmik isinlar, meleki tesirler ile yedinci ve dokuzuncu aylarda ve nihayet dogum aninda alinan tesirler ile beyin programlanmaktadir. Zaten insan, Allah isimlerinin manalarinin bir terkip halinde olusmasiyla meydana gelmis bir birim. Ve bu kemalatin genetik verilerle insandan insana nakledilmis olmasi dolayisiyla, bu doksan dokuz isim her insanda mevcut. (Bakara 30-31) Ayrica Insan, Zat, Sifat, Esma ve Ef'al boyutlarini özünde bulunduran bir birim. Hologram prensibinin en önemli özelligi, her noktasinin bütün cismin görüntüsünü verebilmesidir. Hologramin her noktasina cismin her tarafindan isin dalgalari gelmekte ve orada kaydedilmektedir. Bu nedenle, hologram plakasi ne kadar koparilsa, kirilsa bile her parça bütünün bilgisini içinde tasimakta ve gerektiginde bütünün tam görüntüsünü tek basina vermektedir.
Simdi, bu verilerle su sonuçlara ulasabiliriz: Görüntülenmesi istenen cisimden yansiyarak gelen lazer isininin hologram plakasina cismin görüntüsünü kaydetmesi gibi, insan beyinleri de, dogum öncesi ve dogum aninda, kökeni meleklere dayanan burçlar olarak tabir ettigimiz sayisiz takim yildizlardan gelen kozmik isinlarla programlanmis oluyor. Nasil benzer frekanstaki isinlari plakaya gönderdiginiz zaman cisim üç boyutlu olarak ortaya çikiyorsa, Burçlardan ve Günes sistemindeki planetlerden gelen isinlar da, o programlanmis olan insan beyinlerini etkilemekte ve kisilerden programlari dogrultusunda çesitli fiillerin, davranislarin ve düsüncelerin ortaya çikmasina neden olmaktadirlar.
Aslinda plaka üzerinde görülen üç boyutlu cismin gerçekte bir varligi yoktur, dalga boylarinin olusturdugu bir modeldir (ya da hayaldir) biz onu var gibi görmekteyiz. Bunun gibi, insan beyni de bu noktada tipki bir hologram gibi çalismaktadir ve biz bes duyumuzun kapasitesi geregince kendimizi bir birim gibi kabul edip, çevremizde gördügümüz her seyin de varoldugunu saniriz. Gerçekte, o hologram plakasindaki görüntünün bir gerçekligi olmadigi gibi, çevremizde görüp var kabul ettigimiz bir takim seylerin de bir varligi yoktur. Fiil diye algilananlar tamamiyle manalardir. Tasavvuf erleri bu anlamda "esyanin mense-i"ni düsünmek tevhiddir demistir. Her mana ise, belli frekanstaki bir dalga boyudur. Böylece beyin holografik olarak evreni algilamaktadir.
Buradan hareketle, makro plandaki Evren de tipki beyin hücreleri gibi, kökeni kuantsal enerjiden ibaret bir hologramik yapidir. Mutlak manadaki Evreni bir an için, hologram plakasi gibi düsünün. Sonsuz, sinirsiz tek olan Allah, kendindeki manalari seyretmeyi dilemis ve bu manalari çesitli sekillerde terkiplendirerek sonsuz sayida varliklari meydana getirmistir. Fakat bu varliklar, o tek varligin ilmiyle ve ilminde yoktan var ettigi ilmi suretlerdir. Bu yoktan var ettigi bütün birimler, O'nun ilmiyle, O'nun ilminden ve O'nun varligindan meydana gelmis olmasi nedeniyle, o varliklarda kendi varliginin disinda hiçbir sey mevcut degildir. Tasavvufi anlatimla da olsa evren tek bir ruhtan meydana gelmistir ve evrende mevcut olan hersey hayatiyetini bu ruhtan alir. Ve bu ruh, ayni zamanda suurlu bir yapi olmasi nedeniyle, ilme, iradeye ve kudrete sahiptir. Iste bu evrensel ilim, güç ve irade hologramik bir sekilde Evrenin her katmanindaki her birimin, her noktasinda mevcuttur. Bu gerçege ermislerin, "Zerre küllün aynasidir" seklinde anlatmaya çalistigi konu, mutlak bir iradenin yaninda bir de irade-i cüz'iyenin var olusu seklinde anlasilmistir.
Sizin vücudunuzun her zerresinde o kozmik güç, ilim ve irade ayni orijinal yapisiyla mevcut bulunmaktadir. Ve siz bir seylerin olmasini istediginiz zaman, ötelerdeki bir varliktan talep etmiyorsunuz, kendi varliginizdakinden, Öz'ünüzden istiyorsunuz. Yani Öz'ünüzde mevcut olan Allah ilmi, kendi dilemesiyle ve kendi kudretiyle isteginizi açiga çikariyor. Holografik yapinin önemli bir diger özelligi ise, zaman ve mekan kavramlari olmaksizin, geçmis, simdi ve gelecek diye bildigimiz her seyi yani tüm bilgileri bir arada bulundurmasidir. Zaman, mekan, geçmis, gelecek diye algilananlarin hepsinin algilayanin kapasitesinden kaynaklanan göreceli degerler oldugu, bir kez de hologram prensibi ile destek görmüstür. Tüm'ün bilgisi, her zerrede özü itibariyle mevcuttur ancak: zerrenin de o tüm bilgiyi degerlendirebilmesi, mevcut kapasiteyi kullanabildigi ya da açiga çikartabildigi orandadir. Levh-i Mahfuz, "kesreti" yani çokluk kavramlarini meydana getiren Esma Terkiplerinin "kaza ve hüküm", bilgi ve bilinç boyutudur. Allah ilmindeki "hüküm ve takdirin" fiiller alemine yansimasidir.
Bu platformda her sey bilgi olarak, tasarim olarak tüm varolus gerekçesiyle mevcuttur. Burada zaman ve mekan kavrami olmaksizin ezelden ebede kadar her sey bilgi olarak mevcuttur. Iste bu Levh-i Mahfuz alemlerin aynasidir ve evrenin geni hükmündedir. Evrende ve onun boyutsal tüm katmanlarinda meydana gelmis olan tüm varliklar, Levh-i Mahfuz diye bilinen bir üst boyutun tafsiliyle meydana gelmislerdir. Burada mevcut olan her birim, galaksiler, burçlar, günesler, planetler ve dünya üzerindeki her sey varligini Allah'in varligi ile vardir. Ve her biri kendi boyutunun algilayicisina göre vardir. Gerçekte var olan, sadece ve sadece tek'tir, varlik Vahidül Ahad olan Allah'dir. Evrende mevcut olan bu mana suretlerinin hepsinin de tek'in tüm özelliklerini içermesi ve müstakil bir varliklarinin, mevcudiyetlerinin olmamasi ve Allah her zerrede zatiyla, sifatlariyla ve esmasiyla mevcut oldugu içindir ki, evren de holografik özellik göstermektedir. Bunu tespit eden ermisler de "Alemlerin asli hayaldir" diyerek bu gerçeklige temas etmislerdir. (Bu yazida Hologram ile ilgili bilgiler, Michael Tablot’un Holografik Evren isimli kitabi ile Bilim ve Teknik dergisinden alinmistir.)
Bu arada bir günlük gazetemizin yazarindan (Türker Alkan)konuyla ilgili oldugu için alinti yapmak istiyorum. " Kuantum fizigi atomalti parçaciklarin incelendigi bir alan. Son yillarda bu alanda yapilan çalismalar sasirtici sonuçlar veriyor. Evrene bakisimizi kökünden degistirecek önermelerle karsilasiyoruz. Bildiginiz gibi dört boyutlu bir dünyada yasiyoruz. En, boy, yükseklik ve zaman. Olayin çarpici niteligini göstermek için söyle düsünebiliriz: Sadece iki boyutun bulundugu ve zamanin olmadigi bir dünyada yasayanlara üçüncü boyutu ve zamani nasil anlatabilirdik? Iki boyutlu dünyanin insanlari ne kadar 'Olmaz öyle sey' diyecekse simdi biz de benzer bir saskinlik içindeyiz. Bitmedi. Kuantum fizikçilerine göre evrende 11 boyut varmis! Daha 'zaman' kavraminin 'boyut' olarak ne anlama geldigini kavrayamadan yeni boyutlarla nasil bas edecegiz, bilmiyorum.Kuantum fizikçilerine göre bir cisim ayni anda birden fazla yerde bulunabiliyor. Hayir, iki veya üç degil, tam 3 bin yerde bulunabiliyor! Evreni sagduyularimizla algilamanin getirdigi sinirlamalari düsünmemiz gerekiyor. Daha çarpici iddialari var kuantumcularin. En sasirtici önermelerden birisi, insan düsüncesiyle maddelerin etkilenebilecegi, biçimlenebilecegi önermesidir. Japonya'da yapilan bir arastirmada, iyi ya da kötü sözlere muhatap olan su moleküllerinin, söylenenlere paralel olarak, güzel veya çirkin biçimler aldigi görüldü. Insanin düsüncesiyle evrenler yaratacagini, paralel evrenler olabilecegini ileri sürenler bile var. Teolojik bakimdan da önem tasiyan bir iddiaya göre ise tüm evren bir tek varliktir! Tek bir zihindir. Bu görüse göre 'baskasinin zihnini okumak' anlaminda 'telepati' yoktur. Çünkü insan zihni zaten ortaklasa bir zihnin parçasidir. Evrende olup bitenleri bilmektedir! Ilginç buluslardan birisi, bilim adamlari tarafindan gözlenen elektronlarin, gözlenmeyen elektronlardan farkli davrandiklaridir. Elektronlar sanki gözlendiklerini biliyormus gibi hareket ediyorlar! Bir atomalti parçacigini ikiye ayirip evrenin iki ucuna yerlestirsek, iddiaya göre, bu iki parçacik sanki ayrilmamislar gibi, ayni hareketleri yapacaktir. Çünkü evreni olusturan mesafe görünüsten ibarettir. Ve tabii zaman izafidir, zaman içinde seyahat mümkündür. Bunlari söyleyenler rastgele kisiler olsa güler geçersiniz. Ama karsimizdakiler dünyanin en saygin bilim adamlaridir. Kuantum fiziginin düsündürdügü birkaç nokta önemli. Birincisi, evrenin 'birligi' fikri ki bizi Dogu felsefesinin binlerce yil önce söyledigi düsüncelere geri götürmektedir. Ikincisi, geleneksel 'materyalist' düsünceye karsi, 'idealizmin' destek buldugu bir evreni betimlemektedir. Ki kimse fizikten böyle bir sonuç beklemezdi"
Ask ile ister idik yine bulduk ol cani
Gömlek edinmis giyer suret ile bu teni
**
Yunus imdi sen senden, ayri degilsin candan
Sen sende bulmaz isen, nerde bulasin ani
Alemdeki varliklarin olusumu her an devam etmektedir. Allah katinda zamanin ve mekânin bir anlami yoktur; Tek bir an vardir ve o an devr-i daim ederek, Allah'in kudret ve iradesine göre sekillenmektedir. Baslangiç ve bitis zamani aynidir. Oluslar noktanin sürekli deveranidir. Var olus konusunda üç durum söz konusudur; Birincisi mutlak varliktir. “Var olmak” kendisidir. Onun yüce zati sifatidir. Ikincisi mutlak yokluktur. Sadece mutlak varligin bilinmesi için mefhum olarak ortaya çikarilmis durumdur. Yoktur. Üçüncüsü mümkünattir yani mevcudattir. Varlik verilenlerdir ki; var olabilirde, var olmayabilirde. Bu mevcudatin varligi, kendinden menkul degil, varligini verene aittir.Bu mevcudatin iki yönü söz konusudur. Birincisi varliktan gelen ve ona ait olan varlik yönüdür. ikincisi ise varligi kendinden olmamakla kendisine ait olan hiçlik - yokluk - çirkinlik - ayip - terslik yönüdür. Bu mevcudatin benzeri, esi, dengi veya ziddi olur. Ilim sehrinin tanitimi burdadir.Yoklugun ortaya çikarilmasi, varligin bilinmesi içindir. Çünkü bu boyutta (mevcudat içinde) her anlam karsiti ile bilinir. Tasavvufta nokta, ahadiyete isaret eder. Vahidiyetin batini AHADIYET, zahiri RAHMANIYET'tir. Ne dün vardir ne de yarin! Evren her an olus halindedir. "O her an yeni bir se'ndedir" (Kur'ân-i Kerim 55/29).
Varliklarin özünde Allah olunca, tabiatta iyi-kötü, hayir-ser olamayacagi gibi, ölüm diye bir sey de yoktur. Var olmak ve yok olmak aslinda bir degisimdir. Varlik ve yokluk da bize göredir. Gerçek anlamda ölüm yoktur.
Kogil ölüm endisesin, Asiklar ölmez bakidir
Ölüm asikin nesidir cun nur-u ilahidir
Ölümden ne korkarsin çünkü hakka yararsin
Bil ki ebedi varsin, Ölmek fasid isidir
***
Kal u bela denmeden, Kadimde bile idik
Biz bir uçar kus idik , vücut can budagidir
Yunus besaret sana, gel derler dosttan yana
Ol kimseye ol ana KULLUN YERCI (Hersey döner -Haktan gelen hakka dönecektir-) aslidir
Bütün oluslarin temelinde Allah vardir; bize bizden yakin olmasi, yaptigimiz her seyi bilmesi bundandir. Bizim her seyi kendimiz yapiyormusuz gibi, baska varliklarin baska seyler yapiyormus gibi görünmeleri sadece bir hayaldir. Aslinda herseyi yapan Allah'tir; Kur'ân'da Hz. Muhammed(S.A.V) 'e "Attigin zaman sen atmadin, lâkin Allah atti." (22/17) ifadesi vardir. Burada da sûreten Hz. Peygamberin attigi, ama gerçekte isi yapanin Allah oldugu ifade edilmektedir.
Tasavvuf'da ; yaratilmis olan hersey insan içindir. Mutasavviflar, evrenlerin yaratilisini sadece Allah'in var olup hiç bir seyin olmadigi "lâ taayyün" devresinden (Hz Ali “Sadece Allah vardi baska hiçbir sey yoktu"), evrenlerin kademe kademe yaratilip insaniyet mertebesine gelinceye kadarki evrelere kadar incelerler. Insanin yaratilmasina kadar evrende çesitli tabiî olaylar olmus, birçok canli türleri gelmis geçmis ve tam insanin yasayabilecegi bir ortam olusturulduktan sonra Hz. Âdem yaratilmistir. Hz. Muhammed(S.A.V) 'in bedenen gelisi de gene insanlarin belli bir olgunluk düzeyinden sonradir. Insandan önceki varlik evrenin gayesi, insanin özünü tasiyacak olan bir bedenin hazirlanmasi idi. Insanligin gayesi olan bu Insan-i Kamil ( Yani Hakk'in Zahir yönünün aldigi isim ) beden peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V) dir. Insanin yaratilmasina gelince, bu hem ilk insanin hem de daha sonraki tek tek her insanin yaratilmasinda önemli bir konudur. Evrenler için yer küresi (arz), onun içinde maden-bitki-hayvan üçlüsü digerlerine göre ayrilmistir. "Asil"dan madenler, madenlerden bitkiler, bitkilerden hayvanlar seçilerek gelistirilmistir ("istifa"). Hayvanlar içinde birçok grup vardir ve insan da ayri bir varlik katmani olarak bunlardan seçilip yaratilmistir. Bu, ilk yaratilmis insan olan Âdem'de böyle oldugu gibi, simdi yaratilmakta olan her insanda da böyledir.("Hiçbir seyden haberi olmayan cansizlardan gelisip boy atan bitkiye, bitkiden yasayis, derde ugrayis varligina, sonra da güzelim akil,fikir, ayirt edis varligina geldin" Hz.Mevlana). Yeryüzündeki insan, "Allah'in halifesi" olarak yaratilmistir (Kur'ân-i Kerim 2/30). Allah'in halifesi demek, onun iradesiyle onun çok sanli ve hayirli yaratmalarina onu temsilen vesile olmak demektir ki bu yetkinin dogru kullanilip kullanilmamasi melekleri bile endiseye sevketmistir. Ama Allah, "Ben sizin bilmediginizi bilirim" diyerek insanin önemini göstermistir. Varlik evreninin gayesinin insani yaratmak oldugunu Yüce Allah,peygamberimiz vasitasiyla bir Hadis-i Kutsi ile bildirmistir.”Ben gizli bir hazine idim,bilinmek istedim. Sevdim ve bütün cevherlerimi bu alemlere saçtim.(Ademi yarattim)” .Bu hadisle Allah tüm evren ve alemleri bilinmek için yarattigini ifade etmektedir. Bu sözle varolus sekli açiklanirken, gizli olanin evrensellik ve adem adi altinda zahir oldugu da anlatilmaktadir. Evren yaratildiktan sonra ise sira kendisini bilebilecek özellikte bir varligin yaratilmasindaydi. Siradan bir varlik onu bilemeyecegine göre ,Bu çok üstün bir varlik olmaliydi.Ve kendi özelliklerini tasiyan (Yeryüzündeki halifesi) bir varlik olarak insani yaratti (“Innallahe halake Ademe ala suretihi” – Allah Ademi kendi suretinde yaratti.) Tabii buradaki insan ile Insan-i Kamil kastedilmektedir. Kisiligi yönü ile Insan-i Kâmil, hayatiyeti ile Ruhu Azam adini alan bu muhtesem varlik, Hazreti Muhammed(sav)’in hakikatidir. O zat, genel anlamda Rasullerinin tümünü temsil eder. O zat, tüm rasullerin temsil ettigi yüce degerlerin en üst seviyede kendisinde toplandigi, insan için zirve olan ve insanin yaratilis GAYESINI temsil eden bir büyük yaratilistir. Onun hakikati, tam manasi ile, “Allah için” olan, Allahtan ve Allahin olan bir Gaye ve Ruh-Rasuldür.
|
Canim kurban olsun senin yoluna
Adi güzel kendi güzel Muhammed
Sefaat eyle bu kemter kuluna
Adi güzel kendi güzel Muhammed
Dört caryar anun gökçek yaridur
Ani seven günahlardan beridur
On sekiz bin alemin sultanidur
Adi güzel kendi güzel Muhammed
|
Asik Yunus nider dünyayi sensiz
Sen hak Peygambersin seksiz süphesiz
Sana uymayanlar gider imansiz
Adi güzel kendi güzel Muhammed
Hak yaratti alemi,askina Muhammed'in Ay ü günü yaratti,sevkine Muhammed'in Ol! dedi oldu alem,yazildi levh ü kalem Okundu hatm-i kelam,sanina Muhammed'in |
Feristeler geldiler,saf saf olup durdular Bes vakt namaz kildilar,askina Muhammed'in Havada uçan kuslar,yasarip dag ü taslar Yemis verir agaçlar,askina Muhammed'in
Imansizlar geldiler,andan iman aldilar Bes vakt namaz kildilar,askina Muhammed'in Yunus kim ede methi,över Kur'an ayeti An! vergil salavati,askina Muhammed'in |
Tüm rasullerin özelligi, onda toplanan özelliklerden birinin temsili ve ifadesidir. O zulümsüz, bütün bir nur ve mana olan asli gayedir. O, tüm mevcudatin Rasulü, sebebi, mevcudatin ve mevcudatin bir özü olan ademin yaratilis gayesidir. O, güzelin mazhari ve “Allah için” olan SEVGILIDIR. Allah ona, “seni yaratmasaydim eflaki yaratmazdim” demistir. Et-Tin Sûresinde, “Ahsen-i Takvim” olarak belirtilen O’dur. Yeryüzü Insan-i Kâmilleri ise, O’nun vekilleridir. Ve insanlara bu ozellige erisme yetenegi verilmistir. Tasavvufi egitim iste bu yetenegi gelistirerek talipleri,kendi yetenekleri ölçüsünde Insan-i Kamil yapma egitimidir.
Böylece bütün evrenin, Allah isimlerinin manalari oldugunu anlayan bir mutasavvif için, cana yönelerek Allah'i kendi içinde bulmak, en dogru yoldur.Yunus,
"Istedigimi buldum eskere can içinde
Tasra isteyen kendi, kendi nihân içinde."
diye baslayan siirinde, özümüzde Allah'in bulundugunu söyle ifade ediyor:
"Sayri olmus iniler, Kur'ân ününü dinler
Kur'ân okuyan kendi, kendi Kur'ân içinde.
Bastan ayaga degin Hakk'tir ki seni tutmus
Hakk'tan ayri ne vardir, kalma gümân içinde
Girdim gönül sehrine, daldim onun bahrina
Ask ile gider iken iz buldum cân içinde."
Insanin kendi benligindeki Allah'a ulasabilmesi için kendi benliginde "seyretmesi" gerekir. Bu, çok güzel bir yoldur . Insana da sah damarindan daha yakin, ruhunun, caninin tâ içindedir.
"Istemegil Hakk'i irak, gönüldedir Hakk'a durak
Sen senligi elden birak, tenden içeri candadir."
"Yunus sen diler isen, dostu görem der isen
Aynadir görenlere ol gönüller içinde."
Yunus Emre, gizli ve örtülü olanin Allah degil insan oldugunu söyle ifade ediyor:
"Yunus'tur eskere nihan, Hakk doludur iki cihan
Gelsin beri dosta giden; hûr-u kusur Burak nedir?"
"Bende baktim bende gördüm benim ile bir olani
Sûretime cân olani kimdurur (ben) bildim ahi.
...
Isteyüben bulimazam, ol benisem ya ben hani
Seçmedin ondan beni, bir kezden ol oldum ahi.
...
Ma'suk bizimledir bile, ayri degil kildan kila
Irak sefer bizden kala, dostu yakin buldum ahi.
Nitekim ben beni buldum, bu oldu kim Hakk'i buldum
Korkum onu buluncaydi, korkudan kurtuldum ahi.
...
Yunus kim öldürür seni, veren alir gene câni
Bu canlara hükm'edenin, kim idigim bildim ahi"
Küçültülmüs Resim Büyütmek için Üzerine Tiklayin!
Küçültülmüs Resim Büyütmek için Üzerine Tiklayin!

Yunus Emre Türbesi iç mekan
Kisinin gönlünde HAK'ki görebilmesi için cezbe, muhabbet, sirr-i ilahi denen üç ilke vardir. Bunlardan birincisi bütün varliklardan yüz çevirip Allah a yönelme, Ikincisi Allah'dan baska bir varligi sevmeme, Allah in ancak sevgiyle bilinebilecegine inanmaktir. Üçüncüsü de Allah gerçegi sirrina varmadir. Bunun da üç kurali vardir.
a) Bütün eylemleri yok sayarak yalniz Allah i düsünmek, bütün eylemlerde Allah dan baska bir varlik olmadigina inanmak.
b) Bütün niteliklerin Allah dan geldigini kavramak, Allah disinda bir niteligin bulunamayacagi kanisina ulasmak.
c) Allah özünden baska bir öz bulunmadigi sonucuna vararak kendi varliginin yokluk oldugunu bilmek.
Benim canim uyaniktir dost yüzüne bakan benem
Hem denize karismaga irmak olup akan benem
***
Ben hazrete tutum yüzüm ol ask eri açti gözüm
Gösterdi bana kendozum ayet-i kul denen benem
***
Sah didarin gördüm ayan hiç gumansuz belli beyan
Kafir ola inanmayan ol didara bakan benem
***
Bu cümle canda oynayan damarlarimda kaynayan
Kulli dillerde söyleyen kulli dili diyen benem
Yunus, evrenle kaynasmistir, her nereye baksa orada Hak'ki müsahade eder. Orada son derece dinamik, canli, sürekli bir olus vardir. O olusa katilma, Allah'in tecellilerini bir baska gözle görmektir.Evrende asil olan asktir, sevgidir. Askin kaynagi Allah katindadir ve oradan bir parça ask bütün evrenlere yayilmistir. Allah'in olusu idare eden sevgisi bütün varlik ve olaylarinin en içine, onu karakterize edecek sekilde yerlesmistir. Varliklarin ve olaylarin gerçek anlamina, oradan evrenin anlamina ve Allah gerçegine ulasmak için, her seyin özüne dogru gidilmelidir. "Fenâ mertebesi"ne ulasan mutasavvif, ancak o mertebede kendisini Allah'in halifesi gibi görüp bütün olusa, Allah'in bu evren ve evrendeki varliklara çizdigi boyutlar içerisinde, ama bütün zaman ve mekânlarda, bütün varlik katmanlarinda ve hallerinde katilir. Nihayet , "sonun baslangiçla birlestigi safha" ya geçilir.
"Beli" kavlin dedik evvelki demde
Henuz bir demdir, ol vakt u bu saat
**
O Makam zaman ve mekanin olmadigi hiçlik , yokluk makamidir ki ,orada sadece Allah vardir.
Benden benligim gitti hep mülkümü dost yuttu
La-mekana kavm oldum mekanim yagma olsun
Anlasilir ki bilinen tüm mekan ve zamanlar izafi ve zan imis sadece tek bir "An" varmis.
“Sadece Allah vardi baska hiçbir sey yoktu iste bu an da o andir” Hz Ali.